Sonra sosyal medyaya bakıyorum; hayatımızı büyük ölçüde kontrol eden dikkat ekonomisine ve bizi nasıl da yönlendirip yönettiğine bakıyorum.
Nasıl bir metaya dönüştüğümüzün fark edilmesi oldukça zaman aldı. Ocak üstünde yavaş yavaş kaynatılan bir kurbağa gibi, elimizden hiç düşmeyen telefonlarla, tüm verilerimiz toplanırken ve düşüncelerimiz manipüle edilmeye çalışılırken, etrafımızı saran büyük bir bilgi kirliliğiyle mücadele ediyoruz.
Sanki hipnotize olmuş bir toplum var önümüzde ve çözüm çok net. Atatürk hedefi çoktan göstermiş ve sesleniyor: “Öğretmenler! … Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister”. İşte tek yapmamız gereken bu! Sonra oynanan tüm oyunların nasıl da bozulduğunu keyifle izleyebiliriz. Aklını özgürce kullanabilen, vicdanıyla adil kararlar alabilen ve bilgiyle aydınlanmış bağımsız bir toplum. Biliyoruz ki, yapay zekâ algoritmalarının arasına sıkışmış bu yaşamımızda onu hayata geçirmek zor. Fakat biz umudumuzu yitirmiyoruz.
Bugün ne düşüneceğimizi şekillendiren, neyi görüp neyi görmeyeceğimizi seçen sistemlerle çevriliyiz. Sosyal medya akışımızdaki her içerik, bizim hakkımızda tutulan bir profile göre seçiliyor. Herkesin karşısına aynı bilgi, aynı doğru ve aynı içerik çıkmıyor. Bir yandan da yazmayı, özetlemeyi ve karar vermeyi giderek daha fazla yapay zekâ araçlarına bırakan bir nesil var karşımızda. Düşünme işini bütünüyle devretmenin uzun vadede bizden neler götürebileceği artık bilimsel olarak da ifade ediliyor.
Gençlerimiz ise her geçen gün fikirleri, vicdanları ve irfanları özgür olmaktan uzaklaştırılıyor. Şimdi onlara olayları eleştirel bir bakış açısıyla sorgulayabilmeleri, biçilmiş rolleri ve dayatılan ezberleri reddetmeleri ve bağımsız düşünebilmelerinin önemini kavratma zamanı. Karşılarına sunulan her şeyi sorgulamayı, gerçeği aramayı, araştırmayı teşvik etme zamanı.
Bizi kim şekillendiriyor?
Algoritmalar yalnızca neyi sevdiğimizi öğrenmiyor; neyi seveceğimizi de şekillendiriyor. Neyi istemeye, neye imrenmeye, neyi başarı saymaya, hatta kendimizi neyle ölçmeye başladığımızı giderek daha fazla bu sistemler belirliyor. Dopamin döngüsü içinde yaşıyoruz. Mutluluk sahip olduklarımızla, değerimiz beğeni ve takipçi sayılarıyla, güzellik filtrelerle tanımlanır hale geliyor. Bir ihtiyacımız olduğu için değil, sürekli önümüze çıktığı için istiyoruz. Arzularımız bize ait gibi görünüyor, ama çoğu zaman özenle tasarlanmış bir vitrinin ürünü.
Bu yapının pusulası ise net ve sadece para. Bizi daha çok tüketen, daha uzun ekranda kalan, daha kolay yönlendirilen insanlara dönüştüren her şey bu yapı için bir kazanç. Böyle bir düzende değerlerimiz de bir ölçüm birimine dönüşüyor. Paylaşmak, sevmek, merak etmek, hatta öfkelenmek bile birer veri noktası oluyor.
Kimliğini tam da bu ekranların önünde inşa eden gençler için bu durum çok daha belirleyici. Kim olduklarını keşfetmeye çalışırken, onlara kim olmaları gerektiğini fısıldayan ve bundan kazanç sağlayan bir yapıyla büyüyorlar.
Bu yüzden karakterimizin şekillendirilmesi kişisel bir mesele değil, doğrudan egemenlik meselesi. Değerleri, istekleri ve kararları başkaları tarafından, başkalarının çıkarı için biçimlendirilen bir birey kendi iradesiyle karar verebilir mi? Egemenliği kayıtsız şartsız millete ait olan bir toplum, karakteri pazarlanabilir bir ürüne dönüşmüş bireylerle o egemenliği ne kadar koruyabilir? Bize dayatılan ve üzerimize giydirilmeye çalışılan o karakterleri kimin yazdığını sormak ise hepimizin görevi.
Her Türlü Esaretten Kendimizi Kurtarmanın Vakti Geldi
Kendi zihnine, karakterine ve verisine egemen olamayan bireylerden oluşan bir toplumun egemenliği ne kadar sağlam olabilir? Kolayca yönlendirilebilen ve manipüle edilen bir toplum nasıl özgür olabilir?
Önce farkına varmak gerekse de, bu yalnızca bir başlangıç. Cumhuriyet bize bireysel özgürlüğü verdiği kadar, birlikte talep etme gücünü de verdi. Şeffaflık istemek, hesap sormak, verilerimiz üzerinde söz hakkı talep etmek de bu gücün bir parçası.
Artık bu araçları nasıl kullanacağımızı değil, bu araçların bizleri nasıl kullandığını görmemiz gerekiyor. Atatürk’ün bir zamanlar öğretmenlere emanet ettiği görev, bugün hepimizin görevi.
Atatürk bizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmemizi istemişti. Üstünden yüz yıl geçmesine rağmen bu sözler tam olarak ihtiyacımız olan hedefi ve yapılması gerekenleri bize sunuyor.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
Aysu Dericioğlu Egemen